Fiyat mı pahalı, yoksa müşteriye değer mi anlatamıyoruz?
Birçok müşteri kendi ihtiyaçlarını anlar ancak bu
ihtiyaçları karşılamanın kendileri için ne kadar değerli olduğunu tam
göremeyebilir. Bu noktada tedarikçi olarak müşterilerin daha doğru satın alma
kararları almasına yardımcı olmak, satın almanın değerini anlatmak önemli bir
fırsattır.
Rekabetin arttığı ve ürünlerin teknik olarak birbirine yakın
olduğu pazarlarda ise değeri anlatmak ve müşteriyi bu değer karşılığındaki
fiyata ikna etmek daha da zorlaşıyor.
Müşterilerin sunduğunuz teklifi alternatiflerle
karşılaştırdığını unutmayalım. Bu kimi zaman muadil bir rakip ürün, kimi zaman
başka bir çözüm, kimi zaman da mevcut ürünü değiştirmeden kullanmaya devam
etmek olabilir.
Değer yalnızca fayda ya da özellik değildir. Ürünün bütün
özelliklerini saymak ya da rakipten farklılaşan her unsuru sıralamak yeterli
olmayabilir. Ortaya koyduğunuz değer ile müşterinin beklentisi örtüşmelidir.
Çünkü yarattığınız değer müşterinin dünyasında öncelikli olmayabilir.
Müşterinin üründen elde edeceği fayda kadar bunun
karşılığında katlanacağı parasal ve parasal olmayan maliyetler de önemlidir.
Özellikle kurumsal satışlarda satın alma fiyatının dışında kullanım, bakım,
arıza, değiştirme, lojistik gibi maliyetlerin değerlendirilmesi uzun süredir
“total cost of ownership” yaklaşımının bir parçası.
“Biz daha iyiyiz”, “Markamız daha güvenilir” gibi genel
cümlelerin etkisi ise zayıf. Değer unsurlarını mümkün olduğunca somut ve
ölçülebilir şekilde müşteriye aktarmak gerekir. Ne kadar somut veri varsa
değeri görünür hale getirmek o kadar kolaylaşır.
“Müşteri fiyatı
pahalı buldu.
Bu cümlenin karşılığında kendimize sormamız gereken ilk soru
bence:
“Neye göre pahalı?”
Aynı teknik özelliklere sahip daha düşük fiyatlı rakibe göre
mi? Ürünün müşterideki marka algısına göre mi? Müşterinin bu ürüne
ayırabileceği bütçeye göre mi?
Bu soruların cevabını bulmak yalnızca satışın işi değil.
Müşteriye özel değer unsurlarını belirlemek; satış, pazarlama ve ürün
ekiplerinin birlikte çalışmasını, müşteriyi ve sahayı sürekli dinlemeyi
gerektiriyor.
Kimi zaman ise değer doğru anlatılsa bile ürünün fiyatı
hedef kitlenin ekonomik olarak karşılayamayacağı bir noktadadır. Bu durumda
fiyatın yüksek kaldığını da kabul etmek gerekir. O noktada artık bakılacak yer
değer anlatımı değil; fiyatlandırma stratejisi, hedef kitle seçimi veya
teklifin içeriğidir.
Fiyat mı pahalı, yoksa müşteriye değer mi anlatamıyoruz?
Bence bu sorunun tek ve basit bir cevabı yok.
Bir satış kaçtığında ilk bakacağımız yerlerden biri “Değeri
doğru anlattık mı?” olmalı. Bundan emin olduktan sonra fiyatlandırma
stratejisine bakmak ve gerekiyorsa gerçeklerle yüzleşmek çok daha kolay
olacaktır.

Yorumlar
Yorum Gönder